Hasan Ali Toptaş’ın Gölgesizler romanı gerçeklik ile hayal, varlık ile yokluk, geçmiş ile şimdi arasındaki sınırları belirsizleştiren özgün anlatı yapısıyla çağdaş Türk romanının dikkat çekici örneklerinden biridir. Birbirine eklemlenen köy ve kent anlatıları, kaybolan kişiler, sürekli dönüşen kimlikler ve zamansal sürekliliğin parçalandığı olay örgüsü aracılığıyla eser bireysel ve toplumsal belleğin işleyişini sorgulayan çok katmanlı bir kurgu ortaya koymaktadır. Bu çalışmada roman, Maurice Halbwachs’ın kolektif bellek yaklaşımı ile Jan Assmann’ın iletişimsel ve kültürel bellek kuramı ayrıca Aleida Assmann’ın kültürel belleğin sürekliliğini sağlayan aktarım mekanizmalarına ilişkin görüşleri çerçevesinde incelenmiştir. Çalışmanın amacı romanda bellek, unutma ve kimlik arasındaki ilişkinin nasıl kurgulandığını ortaya koymak; kayboluş olgusunun bireysel olduğu kadar toplumsal hafızaya ilişkin anlamlarını değerlendirmektir. İnceleme sonucunda romandaki köyün yalnızca fiziksel bir mekân değil aynı zamanda kolektif belleğin zayıfladığı ve ortak geçmişe ilişkin referansların giderek silikleştiği sembolik bir alan olarak kurgulandığı görülmüştür. Köyde yaşanan kayboluşlar bireysel kaderlerin ötesinde toplumsal hafızanın çözülüşünü ve kültürel sürekliliğin kesintiye uğrayışını görünür kılmaktadır. Buna paralel olarak karakterlerin kimliklerinin belirsizleşmesi, birbirlerinin yerine geçebilmesi ve sürekli bir eksiklik duygusuyla var olması benliğin geçmiş deneyimler ve hatırlama süreçleri aracılığıyla kurulduğunu göstermektedir. Öte yandan romanın parçalı anlatı yapısı doğrusal zaman anlayışını kırarak insan belleğinin çağrışımsal ve kesintili işleyişini estetik düzlemde yeniden üretmektedir. Bu yönüyle Gölgesizler, kayboluş ve kimlik temalarını işlemenin yanı sıra bireysel ve toplumsal belleğin kırılganlığını görünür kılan bellek çalışmaları perspektifinden okunmaya elverişli zengin ve çok katmanlı bir anlatı olarak değerlendirilebilir.
Bu makale için ayrıca gelişmiş bir benzerlik araması başlat yapabilirsiniz.