Öteki kavramı, Platon’dan itibaren tartışılmış ve farklı düşünürler tarafından çeşitli şekillerde yeniden anlamlandırılmıştır. Ancak modern dönemde öteki, yalnızca benliğin varlık koşulu olmaktan çıkmış; toplumların, ideolojilerin ve kimliklerin inşasında da temel unsurlardan biri hâline gelmiştir. 1923 sonrasında Cumhuriyet’in temel amaçlarından birinin inkılapları halka benimsetmek olduğu düşünüldüğünde, edebiyatın da bu doğrultuda şekillendiği görülmektedir. Bu süreçte öteki kavramı sürekli yeniden üretilmiş ve farklı biçimlerde karşımıza çıkmıştır. Kimi zaman azınlıklar kimi zaman mutaassıp kesimler kimi zaman da hâkim söylemin dışında kalanlar öteki olarak konumlandırılmıştır. Romanların ulusal kimliğin inşasında bir araç olarak değerlendirildiği durumlarda, inkılap edebiyatının dışında eser veren veya dönemin hâkim söylemiyle tam anlamıyla örtüşmeyen yazarlar öteki olarak görülmüştür. Bu çalışmada, Erken Cumhuriyet Dönemi’nde yazarların hangi sebeplerle kanon dışında kaldıkları ele alınmıştır. Bu bağlamda yazarların inkılap edebiyatı dışında eser vermeleri, köy gerçekliğini bütün yönleriyle ortaya koymaları, cinsel yönelimleri, tasavvufi yaklaşımları ve komünizm propagandası yapmakla suçlanmaları gibi çeşitli hususlar değerlendirilmiş; kanon ile karşı söylem arasındaki ilişkinin sonucunda ortaya çıkan ötekileştirme süreci ele alınmıştır. 1920-1950 yılları arasında yazarların öteki olarak görülmesinde etkin rol alan temel hususlar farklılık göstermiştir. Yazarların ideolojik görüşleri, almış oldukları siyasi tavırlar ve eserlerinin içeriği gibi çeşitli sebepler ilgili yazarın öteki veya başka görülmesine yol açmıştır. Elbette bunu belirleyen ana etken kanonun kırmızı çizgileri olmuştur. Bu çizgilerin yazar veya eser vasıtasıyla ihlal edilmesi ötekiliği zorunlu kılmıştır. Eserlerde mevcut olan öteki, yazarlara da sirayet etmiştir. Makale bu durumu eser ve yazar ayrımı yaparak irdelemeye dayanmaktadır.
Bu makale için ayrıca gelişmiş bir benzerlik araması başlat yapabilirsiniz.